Kader ve Cüz'i İrade Dengesi: İlim Neve'inden Bir Sır (26. Söz)
İslam düşünce tarihinin en çetin, felsefecilerin ve kelamcıların asırlar boyu tartıştığı ve en çok ayakların kaydığı meselelerin başında kader ve cüz'i irade muamması gelir. İnsan bir rüzgar önündeki kuru yaprak mıdır, yoksa kendi fiillerinin mutlak yaratıcısı mıdır? Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Yirmi Altıncı Söz (Kader Risalesi)'nde bu girift meseleyi akli ve mantıki delillerle öyle bir vuzuhla çözer ki, iki tehlikeli uçurumun arasından Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in sırat-ı müstakimini ilan eder.
1. Kaderin Yeri ve Cüz'i İradenin Sırrı
Bediüzzaman Hazretleri, kader ile iradenin insanın iki farklı manevi haline baktığını tespit eder:
- Cüz'i İrade (Mesuliyetin Esası): İnsan günah işlediğinde veya tembellik ettiğinde 'Ne yapayım, kaderim böyleymiş' diyerek suçu kadere atamaz! Cüz'i irade insana verilmiştir ta ki mesuliyetin ve teklifin menbaı olsun. Kötülük ve günah insanın kendi kesbidir (tercihidir).
- Kader (Gururun ve Kibrin İlacı): İnsan bir iyilik, hayır veya muvaffakiyet kazandığında ise 'Ben aklımla, dehamla başardım' diyerek firavunlaşamaz! Bu noktada kader devreye girer: 'Haddini bil, muvaffakiyeti yaratan Allah'tır, sen sadece talep ettin' der ve kibri kırar.
"Kader, ilim nevindendir. İlim, maluma tâbidir; yani nasıl olacaksa öyle taalluk eder. Yoksa malum, ilme tâbi değildir. Yani 'Allah bildiği için insan öyle yapmaya mecburdur' denilemez; belki 'İnsan öyle yapacağı için Allah ezelî ilmiyle onu öyle bilmiştir.'" — Sözler, Yirmi Altıncı Söz
2. İlim Maluma Tâbidir Kaidesi
Kader konusunda en yaygın kafa karışıklığı; Allah'ın geleceği bilmesini, insanı o fiili işlemeye zorlayan bir baskı zannetmektir. Bediüzzaman bunu harika bir ayna ve takvim misaliyle açıklar: Bir astronomi bilgini, ay ve güneş tutulmasının saatini aylar öncesinden hesaplayıp takvime yazsa; o vakit geldiğinde güneş tutulsa, hiç kimse 'Güneş bu adam takvime yazdığı için tutuldu' diyemez. Takvimdeki yazı güneşi zorlamaz; bilakis güneşin tutulacağını önceden haber verir. Allah'ın ezelî ilmi de geçmiş, hal ve geleceği aynı anda kuşatan bir nurdur; insanın kendi hür iradesiyle neyi seçeceğini ezelde bildiği için kader levhasına kaydetmiştir.
3. Kötülükler Neden Yaratıldı? (Halk-ı Şer Şer Değildir)
Ateizmin sıkça dile getirdiği kötülük problemine Yirmi Altıncı Söz'ün cevabı kat'idir: Halk-ı şer (şerrin yaratılması) şer değil; kesb-i şer (şerri tercih etmek) şerdir. Ateş yemek pişirmek, ısınmak ve sanayi için yaratılmıştır; onda binlerce hayır vardır. Bir kimse dikkatsizliğiyle elini ateşe sokup yaksa, 'Ateşin yaratılışı şerdir' diyemez. Kâinattaki musibetler cüz'i şerlere sebep olsa da, insanlığın tekemmülü için külli hayırları netice verir.
4. Said Şaşmaz Hisar Kapısı Sohbetlerinden Notlar: 'Men Âmene Bi'l-Kaderi Emine Mine'l-Keder'
Said Şaşmaz 'Kader ve Teslimiyet' dersinde şu nebevi düsturu şerh eder: "Kadere iman eden kederden emin olur. Sen elinden gelen meşru gayreti göstereceksin; tohumu ekecek, sulayacaksın. Fakat netice istediğin gibi çıkmadığında 'Keşke şöyle yapsaydım' diyerek şeytana kapı açmayacaksın. 'Kaderullâh ve mâ şâe feale' (Allah böyle takdir etti, bunda da bin hayır vardır) deyip kalbini huzura kavuşturacaksın."
Kader, Kaza ve İlahi Adalet
Kader ile cüz'i irade arasındaki denge ve 'Neden benim başıma geldi?' sorusu
“Kader, ilim nevindendir. İlim ise maluma tabidir; yani nasıl olacaksa öyle bilir. Yoksa ilim bildiği için insan öyle yapmaya mecbur değildir. Cüz'i irade mesuliyetin esasıdır; kader ise insanın kibrini kırıp aczini bildiren bir tesellidir.”— Sözler, Yirmi Altıncı Söz (Kader Risalesi)
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
Münâcât Risalesi (Üçüncü Şua): Kâinat Kitabından Arşa Yükselen Tevhid Yakarması
Üçüncü Şua rehberliğinde kâinatın bütün zerrelerini, semavatı, arzı ve canlıları şahit tutarak Arş-ı Âlâ'ya yükselen muazzam bir Tevhid ve niyaz risalesi.
Âyetü'l-Kübrâ (Yedinci Şua): Kâinattan Hâlıkını Soran Bir Seyyahın Müşahedatı
Yedinci Şua rehberliğinde kâinatın semavat, arz, denizler, nebatat, hayvanat ve insan tabakalarındaki Tevhid delillerini adım adım gezen bir seyyahın müşahedeleri.