Risale-i Nur'dan Vecizeler
Külliyatın parlak elmasları: Kalbe sekine, akla nur veren hikmet damlaları.
“Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır.”
İnsanın meşru dairedeki helal rızık ve zevkleri hem ruhuna hem bedenine yetecek bolluktadır. Haram peşin bir elemdir.
“İktisat ve kanaat, iki büyük hazinedir. Hırs ve israf ise iki büyük zillet ve mahrumiyettir.”
Kanaat eden insan izzetle yaşar ve bereket bulur. Hırs gösteren ise açgözlülüğünün cezası olarak mahrum kalır.
“Her şeyde bir güzellik ciheti vardır. Kâinattaki her hadise ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibariyle güzeldir.”
Görünüşte acı veren olayların altında binlerce hayırlı netice ve rahmet cilvesi gizlidir.
“Tahayyül-ü küfür küfür olmadığı gibi, tahayyül-ü fısk dahi fısk değildir. Zira tasavvur başka, tasdik başkadır.”
Akla istemsiz gelen çirkin düşünceler kalbin malı değildir; insan tasdik etmedikçe mesul olmaz.
“Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor; elbette bu hayatın en mühim meselesi imanı kurtarmaktır.”
Her fani insan kabir kapısından geçecektir. Aklı başında olan kimse en mühim sermaye olan imanını kurtarmaya çalışır.
“Zaman gösterdi ki: Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil.”
İmtihan dünyasında her amelin karşılığı vardır. İyilikler mükafatsız, zulümler cezasız kalmayacaktır.
“Bütün mevcudat lisan-ı hal ile 'Lâ ilâhe illallâh' der, vahdaniyeti ilan eder.”
Kâinattaki her bir varlık, üzerindeki sanat mührüyle tek bir Yaratıcı'nın varlığına ve birliğine şehadet eder.
“Kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır.”
Varlığın ve insanın yaratılışındaki en yüce gayesi Hâlık'ını tanımak, O'na iman etmek ve namaz ile ubudiyetini sunmaktır.
“Ey bîçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır.”
Hastalık geçen bir dakikalık ömrü bir saat ibadet hükmüne çevirerek insanı manevi mertebelere yükseltir.
“Ölüm, ehl-i iman için idam-ı ebedî değil; ağır dünya hizmetinden terhistir, bostan-ı cinâna bir seyahattir.”
Ölüm bir yok oluş kuyusu değil; ebedi saadet sarayına davet ve geçmiş dostlarla vuslat kapısıdır.
“Tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i itikad dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder.”
Aynı Allah'a, aynı Peygamber'e ve aynı Kur'an'a inanan müminlerin kalpleri de bir olmalı; aralarında kardeşlik hüküm sürmelidir.
“Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.”
Kullukta ve dini hizmette tek hedef Allah'ın rızasıdır. İnsanların alkışlaması veya kınaması hakiki ameli zerre kadar değiştiremez.
“Kader, ilim nev'indendir. İlim ise malûma tâbidir. Yani bir şey nasıl olacaksa Cenab-ı Hak öyle bilir; bildiği için insan mecbur kalmaz.”
Cenab-ı Hakk'ın ezelî ilmi kulun iradesini zorlamaz; insan tercih ettiği için Allah öyle takdir etmiştir.
“Gözünü aç, kâinata bak. Her şey bir vazife başında, muntazam bir ordu gibi emir dinliyor.”
Yıldızlardan zerreye kadar her mevcudat ilahi bir intizamla hareket etmektedir. Bu intizam tesadüfe yer bırakmaz.
“Bismillâh her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebânıdır.”
Her işe Allah'ın adıyla başlamak aciz insanın sonsuz bir kudrete dayanmasıdır.
“Namaz, umum ibadatın envâını şamil bir fihriste-i nuraniyedir ve bütün esmâ-i hüsnânın tecelliyatına bir mazhardır.”
Namaz kâinatın tesbihatını özetleyen kutsi bir miractır. Kul namazla Rabbiyle doğrudan konuşur ve kalbine ebedi sekine iner.
“Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.”
Olaylara hüsn-ü zan ve iman nuruyla bakan kimse daima huzur bulur; vesvese ve kötümserliğin karanlığından kurtulur.
“Her şeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti vardır. Evet, kâinattaki her hadise, ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibariyle güzeldir.”
Görünüşte keder ve acı veren olayların altında binlerce Rahmani hikmet yatar. Kadere iman eden kederden emin olur.
“İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir.”
Kâinatın Sahibine bağlanan bir ruh hiçbir şeyden korkmaz; tevekkül ile her türlü musibeti aşacak sarsılmaz kuvvete kavuşur.
“İşlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.”
Günahlar ve şüpheler kalbi karartır; ancak samimi bir istiğfar ve iman hakikatleriyle o yaralar manevi nura çevrilebilir.
“Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz, meşru dairedeki keyfe iktifa ediniz. O keyfinize kâfidir.”
Haram zevklerin içinde bir dirhem lezzet varsa, bin dirhem manevi azap ve ayrılık kederi vardır. Hakiki saadet helal çizgidedir.