Haftalık Sohbetler Perş: Üçevler (Genel Merkez) • Cmt: İstanbul (Üsküdar) • Cuma: Sakarya (Serdivan) • Pzt: Küplüpınar Geylani (Yatsı Namazından Sonra)
Sabır, Hastalık & Şifa • 16 dakika okuma süresi • 5212 görüntülenme

Musibet Rahmani Bir Hediyedir: Hastalar Risalesi ve Sabır Sırrı (25. Lem'a)

Musibet Rahmani Bir Hediyedir: Hastalar Risalesi ve Sabır Sırrı (25. Lem'a)

İnsanın fani hayatında en çok ürktüğü, huzurunu kaçıran ve nefsine en ağır gelen hadiselerin başında hastalıklar, bedeni sancılar ve üst üste gelen musibetler gelir. Modern seküler anlayış hastalığı 'biyolojik bir arıza ve mutlak bir kayıp' olarak görürken; Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri'nin kaleme aldığı Yirmi Beşinci Lem'a (Hastalar Risalesi), acının zifiri karanlığında parlayan yirmi beş muazzam deva ile ıstırap çeken kalplere ebedi bir inşirah ve teselli bahşeder.

1. Musibet Gerçekte Nedir? Zahiri Zehir, Batıni Panzehir

Risale-i Nur'un en temel prensiplerinden biri şudur: "Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir." Günaha girmek, imanı kaybetmek, haram bataklığına düşmek ve kalbin katılaşması hakiki musibettir; çünkü insanın ebedi ahiretini mahveder. Bedenimize, malımıza veya sıhhatimize gelen dünyevi musibetler ise hakikat noktasında birer musibet değil; Cenab-ı Hakk'ın kullarına gönderdiği Rahmani birer ikaz, günahları yıkayan manevi bir sabun ve makamları yükselten ilahi bir tasfiyedir.

"Ey bîçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesiz gitse zâyi olur. Hem rahat ve gafletle gitse, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar eder. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermez, tutar, uzun eder—tâ meyveleri verdikten sonra gitsin." — Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a (Birinci Deva)

2. Çobanın Taşı Temsili: Şefkat Tokadı

Bediüzzaman Hazretleri, insanın başına gelen musibetleri şefkatli bir çobanın koyunlarına attığı taşa benzetir. Bir çoban, sürüsündeki koyunların başkasının yasak, dikenli veya zehirli tarlasına doğru koştuğunu gördüğünde; onları o tehlikeli uçurumdan çevirmek için arkalarından küçük taşlar fırlatır. Koyunlar fıtri hisleriyle anlarlar ki o taş onları incitmek ve yok etmek için değil, helak olmaktan kurtarmak için atılmıştır; boyun eğip sürüye geri dönerler.

İşte insan da dünya tarlasına dalıp gafletle ahiretini unuttuğunda, Hakîm ve Rahîm olan Rabbi ona hastalık ve musibet taşlarıyla ikazda bulunur. 'Ey kulum! Dünyaya tapma, sen fani değilsin, bu dünya senin ebedi yurdun değildir, kendine gel ve Bana dön!' der. Bu ikazı anlayıp teslim olan insan için o hastalık, ceza değil en büyük şefkat madalyasıdır.

3. İki Türlü İbadet: Müspet ve Menfi Kulluk

Hastalar Risalesi'nin Dördüncü Devası'nda ibadetin iki temel şıkkı beyan edilir:

  • Müspet İbadetler: Namaz, oruç, hac, zekat ve sadaka gibi insanın kendi iradesiyle, sıhhatli vakitlerinde eda ettiği ibadetlerdir. Bu ibadetlerde nefsin gururlanması, riya ve gösteriş mikrobu karışması tehlikesi daima vardır.
  • Menfi İbadetler: Hastalık, musibet ve çaresizlik anlarında kulun aczini, zaafını anlayıp hiçbir riyaya meydan vermeden sabır ve tevekkülle Rabbine sığınmasıdır. Bu ibadet tamamen halistir; içine gösteriş karışamaz. İşte bu sır sayesindedir ki, sabredilen bir dakikalık hastalık ömrü, bir saat nafile ibadet hükmüne geçebilir. Hatta bazı ehl-i hakikatin bir günlük hastalığı bir yıllık ibadet makamına yükselmiştir.

4. Esmâ-i Hüsnâ Tecellisi: Şâfî İsminin Aynası Olmak

Kâinat sarayının yaratılış sırrı Esmâ-i Hüsnâ'nın cemalini müşahede etmektir. Bir ressam nasıl ki sanatını göstermek için boş tuvale muhtaçtır; Cenab-ı Hakk'ın kudsî isimleri de tecelli etmek için zıt aynalara bakar. Açlık olmasaydı Rezzâk isminin lezzeti bilinemezdi; karanlık olmasaydı Nûr isminin kıymeti idrak edilemezdi. Aynen öyle de; hastalık ve dertler olmasaydı Cenab-ı Hakk'ın Şâfî (şifa bahşeden), Rahîm ve Muâfî isimlerinin güzelliği ve merhameti asla tecelli edemezdi. Hasta olan bir mümin, yeryüzünde Şâfî isminin en berrak aynasıdır.

5. Said Şaşmaz'ın Hisar Kapısı Sohbetlerinden Mülhem Tahliller

Eğitimci-Yazar Said Şaşmaz, Hastalar Risalesi mütalaalarında musibete uğrayan kalplerin psikolojisini şöyle tahlil eder:

"İnsan ağrıyı bedende hisseder ama feryadı ruhundan koparır. Çünkü insanı asıl yıkan acının kendisi değil, o acının bir 'haksızlık veya sahipsizlik' olduğu zannıdır. Eğer bir kimse ameliyat masasında kendisini kesen cerrahın bunu hayatını kurtarmak için yaptığını bilirse, neştere razı olur, hatta doktora teşekkür eder. Fakat aynı bıçağı sokakta bir hırsızın elinde görse dehşete kapılır. İşte Hastalar Risalesi insana şunu öğretir: Başına gelen derdin arkasında kör bir tesadüf veya düşman yoktur; seni senden çok seven, sonsuz merhamet sahibi Şâfî-i Zülcelâl vardır. O neşter seni çürümekten kurtarmak için vurulmuştur."

6. Musibet Anında Sabrın Üç Kalesi

  1. Geçmişe Sabır: Geçmiş günlerin hastalık ve zahmeti bitmiş, acısı gitmiş, amel defterine elmas sevapları kalmıştır. Biten bir derde ağlamak akıl kârı değildir.
  2. Geleceğe Sabır: Henüz gelmemiş yarınların, doğmamış günlerin hayali acılarını bugüne yığıp peşin peşin feryat etmek şeytanın evham tuzağıdır. Gelecek günler henüz yokluktadır.
  3. Hazır Saate Sabır: İnsanın elinde sadece 'şu hazır an' vardır. Allah'ın verdiği sabır kuvveti şu bir tek saate fazlasıyla yeter. Sabrınızı sağa ve sola dağıtmayıp hazır dakikaya teksif ediniz.
Bu Makaleyi Paylaş:
WhatsApp
Manevi Reçete & Tefekkür Sihirbazı

Hastalık, Musibet ve Sabır

Çektiğim hastalığın hikmetini ve manevi kazancını anlamak istiyorum

“Ey bîçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesiz gitse zâyi olur. Hastalık o sermayeyi meyvedar eder. Bir dakikalık ömrünü bir saat ibadet hükmüne getirir.”
— Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a (Hastalar Risalesi - Birinci ve Dördüncü Deva)
WhatsApp Danışma