İmtihanın Anlamı ve İnsanın Yaratılış Gayesi: 23. Söz Penceresinden
İmtihan, insan hayatının yalnızca dönemsel bir safhası değil; varoluşunun, acziyetinin ve ebediyete namzet oluşunun merkezinde duran ontolojik bir hakikattir. İnsanın dünya hayatındaki varlık sebebini, maruz kaldığı çetin sınavları ve iç dünyasında kopan fırtınaları anlamlandırmada Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri'nin Yirmi Üçüncü Söz ve On Birinci Söz risaleleri akıl, kalp ve vicdan için eşsiz bir pusula sunar.
1. İnsanın Hilkat Gayesi: Memur ve Nazenin Bir Misafir Olmak
Bediüzzaman Said Nursî, insanın bu kâinata başıboş, tesadüfi ve anlamsız bir biyolojik varlık olarak değil; hikmetli bir memur, şerefli bir halife ve nazenin bir misafir olarak gönderildiğini vurgular. Hayvanat nev'ine baktığımızda, onlar dünyaya geldikleri andan itibaren adeta başka bir alemde kâmil bir talim görmüş gibi birkaç saat veya birkaç gün içinde hayat şartlarına intibak ederler. Bir buzağı doğar doğmaz ayağa kalkar ve süt emmeyi bilir; bir ördek yavrusu kabuğunu kırar kırmaz suya dalar. İnsan ise dünyaya geldiğinde mutlak bir acz, cehalet ve muhtaçiyet içindedir; hayatının kanunlarını öğrenmesi yirmi seneyi bulur, hatta ömrünün sonuna kadar öğrenmeye muhtaç kalır.
Bu fıtri fark apaçık gösterir ki: Hayvanın vazifesi dünyada mükemmel bir nizam içinde fani hayatını idame ettirmektir; insanın vazifesi ise dünyaya fani lezzetler için gelmek değil, taallümle (öğrenmekle) tekemmül etmek, Rabbini tanımak (mârifetullah) ve O'na iman ve dua ile intisap etmektir.
"İnsan, nur-u iman ile a'lâ-yı illiyyîne çıkar, Cennet'e lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile esfel-i sâfilîne düşer, Cehennem'e ehil olacak bir vaziyete girer. Çünkü iman, insanı Sâni'-i Zülcelâl'ine nisbet ediyor; iman bir intisaptır. Öyle ise, insan sanat-ı İlahiye olması cihetiyle ve nur-u iman ile o sanatın kıymeti tecelli eder." — Sözler, Yirmi Üçüncü Söz (Birinci Mebhas)
2. İman Bir İntisaptır: Sanat Değerinin Sırrı
Bediüzzaman Hazretleri, insanın değerini harika bir antika eşya temsiliyle izah eder. Düşününüz ki gayet kıymettar, som altından yapılmış ve elmaslarla süslenmiş bir kılıç olsa; fakat üzerinde yapan sanatkârın hiçbir imzası, hiçbir intisabı bulunmasa ve adi bir demirci dükkanında satılsa, sadece maden ağırlığıyla bir değer taşır. Ancak aynı kılıç, cihan fatihi Yavuz Sultan Selim'e intisap etse ve onun kılıcı olarak müzeye konsa; madde değerinin binlerce kat fevkinde bir tarihî ve manevi kıymet kazanır.
İşte insan da böyledir: Eğer insan iman nuruyla Hâlık-ı Zülcelâl'e intisap ederse, üzerindeki nihayetsiz acziyet, fakriyet ve zaafı birer ayna hükmüne geçer. 'Ben Hâlık-ı Kâinat'ın kuluyum, O'nun mahlukuyum ve O'nun misafiriyim' dediği anda, üzerindeki Esmâ-i Hüsnâ nakışları parıldar ve insan ahsen-i takvim (yaratılışın en güzel kıvamı) sırrına erer. İntisabı kestiği, yani küfür ve inkar bataklığına düştüğü an ise, sadece yetmiş kiloluk et ve kemikten ibaret fani bir hayvan derekesine iner.
3. İmtihan Meydanı: Elmas Ruhlarla Kömür Ruhların Ayrışması
Sıkça sorulan bir soru vardır: "Cenab-ı Hak her şeyi ezelî ilmiyle bildiği halde insanı neden bu kadar ağır imtihanlara, nefis mücadelesine ve musibetlere tabi tutuyor?" Risale-i Nur bu can alıcı suale "istidatların inkişafı ve tasfiye sırrı" ile cevap verir.
Meleklerin makamı sabittir; onlarda nefis ve heva bulunmadığı için mertebeleri ne yükselir ne alçalır. İnsan ise mahiyetine yerleştirilen sonsuz terakki ve tedenni kabiliyetiyle bir tohum gibidir. Bir elma tohumu toprağın karanlığına gömülüp, rutubet ve çürüme fırtınalarıyla yarılmadıkça göklere uzanan meyveli bir ağaç olamaz. Tıpkı bunun gibi; dünyadaki nefis engeli, şeytanın desiseleri ve musibet fırtınaları da insanın kabiliyet tohumlarını patlatan, elmas ruhlu Ebu Bekir-i Sıddık (r.a.) ile kömür ruhlu Ebu Cehil'in derecelerini birbirinden ayıran ilahi bir potadır.
4. İbadet ve Duanın Özü: Aczin İtirafı
Kur'an-ı Kerim'de Zâriyât Suresi 56. ayet-i kerimede şöyle buyrulur:
"Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk (ibadet ve mârifet) etsinler diye yarattım."
İnsanın yaratılış gayesi olan ubudiyetin esası, kendini güçlü ve bağımsız sanmak değil; sonsuz aczini ve nihayetsiz fakrını idrak ederek Kudret-i Mutlaka'ya iltica etmektir. Yirmi Üçüncü Söz'de beyan edildiği veçhile:
- Marifetullah ve Şükür: Kâinatta sergilenen hadsiz ilahi nimetleri görüp Mün'im-i Hakikî'yi tanımak ve kalbî bir teşekkürle hamdetmek.
- Acz ile Dua: Kendi iktidarının bir yaprağı bile yaratmaya yetmediğini bilip, kâinatın Hâlıkı'ndan bütün dertlerine derman istemek.
5. Said Şaşmaz Hisar Kapısı Sohbetlerinden Notlar: İmtihan Şuuru
Eğitimci-Yazar Said Şaşmaz, Hisar Kapısı sohbet ve seminerlerinde imtihan şuurunu hayatın merkezine yerleştirir: "İnsan imtihanda olduğunu unuttuğu an şikayet etmeye başlar. Sınav salonunda oturan bir talebe, gözetmene 'Neden bana bu zor soruları soruyorsun, neden beni rahat bırakmıyorsun?' diyemez; çünkü orası bir dinlenme salonu değil, imtihan odasıdır. Dünya da ebedi keyif sürme oteli değildir. Başına gelen musibetleri ve zorlukları birer imtihan sorusu olarak gören mümin, her soruya sabır ve teslimiyetle 'Rabbim beni sınıyor' cevabını verir ve ebedi diplomayı kazanır."
6. Hayata Tatbik ve Tefekkür Adımları
- Niyet Tashihi: Her sabah güne başlarken 'Ben bu dünyada ebedi kalıcı değilim; bugün Rabbimin rızasını kazanmak üzere vazifeli bir memurum' bilinciyle uyanın.
- Musibeti Anlamlandırma: Karşılaştığınız engelleri birer şikayet konusu değil, nefsinizin hamlığını pişiren ilahi birer terbiye vesilesi kabul edin.
- Dua ile İntisap: Günde en az beş vakit namaz ardından ellerinizi açıp aczinizi arz ederek kâinatın Sultanı ile olan intisabınızı yenileyin.
Geçim Kaygısı, Rızık ve Bereket
Meşru çalışma gayreti ile hakiki tevekkül dengesini kurmak
“Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir; belki esbâbı dest-i kudretin bir perdesi bilip riayet ederek, müsebbibü'l-esbâb olan Allah'tan neticeyi istemektir ve neticeye rıza göstermektir.”— Sözler, Yirmi Üçüncü Söz (Birinci Mebhas) ve Sözler (Yirmi Üçüncü Söz)
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
Âyetü'l-Kübrâ (Yedinci Şua): Kâinattan Hâlıkını Soran Bir Seyyahın Müşahedatı
Yedinci Şua rehberliğinde kâinatın semavat, arz, denizler, nebatat, hayvanat ve insan tabakalarındaki Tevhid delillerini adım adım gezen bir seyyahın müşahedeleri.
Mu'cizât-ı Kur'âniye (Yirmi Beşinci Söz): Kur'an'ın Belâgatı, İ'cazı ve Kâinatı Kuşatması
Yirmi Beşinci Söz rehberliğinde Kur'an-ı Kerim'in kırk vecihle mucizeliği, fesahat ve belagatinin beşer takatini aşması ve kâinatı bir kitap gibi okutması.