Otuz Üçüncü Söz (Pencereler Risalesi): Zerreden Güneşe Vahdaniyet Burhanları
İman hakikatlerini akıl, mantık ve vicdan önünde şüpheye yer bırakmayacak bir berraklıkla ispat eden eserlerin başında Otuz Üçüncü Söz (Pencereler Risalesi) gelir. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, kâinat sarayının duvarlarında otuz üç ayrı pencere açarak, her bir pencereden baktığımızda güneşi görür gibi Cenab-ı Hakk'ın Vâcibü'l-Vücûd olduğunu ve Esmâ-i Hüsnâsını ilan eder.
1. Birinci Pencere: Bütün Canlıların Rızık ve Muhtaçiyet Dengesi
Yeryüzünde milyonlarca canlı türü ve trilyonlarca fert yaşamaktadır. Her birinin beslenme ihtiyacı, sindirim sistemi ve damak tadı birbirinden farklıdır. Denizlerin dibindeki balıklardan anne karnındaki cenine, havadaki kuşlardan yer altındaki karıncalara kadar hiçbir canlının rızkı unutulmadan, tam vaktinde ve en münasip lezzetle önlerine konulmaktadır.
Kör, şuursuz tabiatın ve tesadüfün bu kadar sınırsız canlıyı şaşırmadan, karıştırmadan doyurması muhaldir. Bu pencereden bakıldığında Rezzâk-ı Kerîm'in sonsuz şefkati ve kudreti apaçık görünür.
"Nasıl ki güneşin ziyası, gündüzün vücuduna kat'î bir delildir; öyle de kâinattaki umum mahlûkatın gayet muntazam iaşeleri ve terbiyeleri, bir Rezzâk-ı Rahîm'in vücub-u vücuduna ve vahdaniyetine öyle şehadet eder." — Sözler, Otuz Üçüncü Söz (Birinci Pencere)
2. Yedinci Pencere: Yüzlerdeki Teşehhüs (Benzersiz Simetrik Kimlik)
İnsanlığın yaratılışından kıyamete kadar gelmiş ve gelecek milyarlarca insanın yüzünde iki göz, bir burun, bir ağız gibi temel uzuvlar aynıdır (bu Vâhidiyet mührüdür); fakat hiçbir insanın yüzü, parmak izi veya ses tonu diğer bir insanınkinin tıpatıp aynısı değildir (bu da Ehadiyet cilvesidir)!
Bütün simaları aynı anda bilen, geçmiş ve gelecek bütün yüzleri hafızasında tutan sonsuz bir İlim ve İrade sahibi olmadan; tek bir damla sudan bu kadar sonsuz çeşitlilikte sima nakşetmek kime ait olabilir? Elbette Musavvir ve Fâtır olan Allah'a aittir.
3. On Birinci Pencere: Hayat Mucizesi
Madde aleminde her şey dağılmaya ve çözülmeye (entropi) meylederken, hayat mucizesi zerrecikleri toplar, birleştirir ve canlı bir organizma haline getirir. Hayat, kâinatın en büyük gayesi ve en parlak Tevhid mührüdür. Bir tek canlı yaratmak için bütün kâinat fabrikasını çalıştırmak lazımdır. Hayatı yaratan, ancak kâinatın Hâlıkı olabilir.
4. Said Şaşmaz ile Pencereler Risalesi Müzakereleri
Said Şaşmaz 'Pencereler Risalesi' derslerinde der ki: "Bediüzzaman bu risalede otuz üç pencere açmıştır; bir pencere kapansa diğer otuz iki pencere açıktır. Hiçbir ateist veya şüpheci kâinattaki bu otuz üç pencereyi kapatamaz. Kâinat sarayı pencerelerinden baktığında Allah'ı görmeyen adam, gözünü kendi eliyle yummuş bir körden farksızdır."
İhlas, Kardeşlik ve Rıza-yı İlahî
Kibir, enaniyet ve makam sevgisi tuzaklarından kalbi arındırmak
“Enaniyet damarı, insanın en tehlikeli ve zayıf damarıdır. Ehl-i dalalet o damardan girip insanı avlar. Çaresi: 'Ene'yi delip 'Hüve'yi göstermek; yani benliği bırakıp 'Ben bir hiçim, her şey Allah'ındır' hakikatini idrak etmektir.”— Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup (Hücumat-ı Sitte) ve Otuzuncu Söz
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
Âyetü'l-Kübrâ (Yedinci Şua): Kâinattan Hâlıkını Soran Bir Seyyahın Müşahedatı
Yedinci Şua rehberliğinde kâinatın semavat, arz, denizler, nebatat, hayvanat ve insan tabakalarındaki Tevhid delillerini adım adım gezen bir seyyahın müşahedeleri.
Mu'cizât-ı Kur'âniye (Yirmi Beşinci Söz): Kur'an'ın Belâgatı, İ'cazı ve Kâinatı Kuşatması
Yirmi Beşinci Söz rehberliğinde Kur'an-ı Kerim'in kırk vecihle mucizeliği, fesahat ve belagatinin beşer takatini aşması ve kâinatı bir kitap gibi okutması.